2011/12/05

NASA Yeni Bir Dünya Benzeri Gezegen buldu.

NASA Güneş Sistemi'nin dışında dünyaya şaşırtıcı biçimde benzeyen yeni bir gezegen buldu.

Yeni gezegen bulundu!
Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesinin (NASA) Güneş Sistemi'nin dışında birçok bakımdan Dünya'ya şaşırtıcı biçimde benzeyen yeni bir gezegen bulduğu bildirildi.

Bilimadamları, yeni gezegenin yüzeyinde sıcaklığın yaklaşık olarak 72 derece olduğunu, yıldızının Güneş'e ikize kadar benzediğini, muhtemelen su ve toprağa sahip olduğunu söyledi.

Yeni gezegenin NASA'nın ''gezegen avcısı'' teleskopu Kepler tarafından bugün yaşanabilir bölgenin ortalarında bulunduğu, bunun da yaşam koşullarının uygunluğuna işaret ettiği belirtiliyor. Kepler'in ilk defa Güneş Sistemi'nin dışında yaşanabilir bölgede ne çok sıcak ne de çok soğuk bir gezegen bulduğu kaydedildi.

Astronomlar sözü edilen bölgede daha önce iki kez gezegen bulduklarını açıklamışlar ancak yaşam için umut vadetmeyen gezegenlerden birinin konumunun çok tartışmalı olduğu, diğerinin de sıcak sınırda olduğu belirtilmişti.

Kaynak: Anadolu Ajansi

2011/08/18

Yerli Uydumuz RASAT Uzay'da!

“FIRLATMA BAŞARI İLE GERÇEKLEŞTİ; RASAT UZAYDA VE İLK SİNYALLERİNİ VERDİ”

Heyecanlı bekleyiş sona erdi ve uydumuz RASAT, bugün uzaya başarıyla fırlatıldı. Fırlatma sırasında Yasny’deki ekibimizden saniye saniye aktarılan bilgiler, Ankara’da Enstitümüzde düzenlenen toplantıda takip edildi. Fırlatmanın başarıyla gerçekleşmesinden sonra, RASAT ‘tan ilk sinyaller Enstitümüzün Ankara’daki yer istasyonundan ve ayrıca Norveç’in Andoya yer  istasyonundan alındı. Uydumuzdan alınan veriler, şu ana kadar herşeyin planlandığı gibi gittiğini gösteriyor.

Rusya’nın Orenburg eyaletindeki Yasny fırlatma üssünden, Türkiye saati ile sabah 10:12.20’de başarıyla yapılan fırlatmadan sonra, RASAT Uydusu, Tanzanya açıklarında fırlatma aracının üst kademesinden ayrılarak 689 km yükseklikteki yörüngesine oturdu. Uydu ile ilk temas Norveç’te, Kuzey Kutbu yakınlarında bulunan ve TÜBİTAK UZAY tarafından kiralanan yer istasyonundaki TÜBİTAK UZAY çalışanları tarafından Türkiye saati ile sabah 11:44.04’de sağlandı. Ardından, Ankara’daki yer istasyonundan da 11:51.20’de ikinci temas sağlanarak, uydudan ilk telemetriler indirilmeye ve yazılımlar yüklenmeye başlandı.
Bundan sonra, RASAT’ın devreye alınması aşaması devam edecek. Bu süre içinde RASAT’a gerekli yazılımlar yüklenecek, modüller  ve uydu test edilecek, daha sonra da RASAT’ın çekeceği ilk görüntüler yer istasyonumuza indirilecek.

Rasat web sitesi: http://rasat.uzay.tubitak.gov.tr/

Kaynak: Tubitak-Uzay

2011/08/07

Mars'a isim gönderme islemi sona erdi.

Dünya Sıralamasını Görmek İçin Tıklayın: http://marsparticipate.jpl.nasa.gov/msl/participate/sendyourname/worldmap/

Herschel Teleskopu Uzay’da Oksijen Molekülleri Tespit Etti.

Herschel Uzay Gözlemevi'nin son teknoloji kızılötesi ışınlarlarla gözlem yapan teleskopu uzayda oksijen moleküllerinin varlığını doğruladı.

Oksijen molekülleri Orion takım yıldızında bulundu.

Aslında oksijen kendi başına bir atom olarak oldukça yaygın bulunuyor, özellikle de büyük yldızların etrafında.  Ama moleküler oksijen, yani soluduğumuz havanın %20 sini teşkil eden bileşim daha önce gökbilimcilerin gözünden kaçmıştı.

NASA’nın Herschel projesi bilimadamlarından Paul Goldsmith: “Aslında Oksijen ilk olarak 1770’lerde keşfedilmişti ama moleküler olarak uzayda bulunduğunu söyleyebilmek 230 yılımızı aldı” diyor.
Goldsmith ve çalışma arkadaşları oksijenin toz parçacıklarını kaplayan buzun içinde sıkışmış olabileceğini ileri sürüyorlar. Orion nebulasında tespit edilen oksijenin, güneş ışığının buz taneciklerini ısıtıp eritmesi ile suya dönüşmesinden sonra oluştuğunu  düşünüyorlar.

Goldsmith ayrca bu bulgunun oksinenin nerede saklanıyor olabileceğini açıklayadığını ama büyük miktarlarda olmadığını söyleyerek “ bulduğumuz noktaların ne özelliği olduğunu  tam anlayabilmiş değiliz, evrende hala çok miktarda sır var” diye ekliyor.

Kaynak: NASA Yayın 11-252
Resim: NASA

2011/08/05

Mars'ta Muhtemel Su Akıntısına Dair izler

Kızıl gezegenin yüzeyinde muhtemel su akıntısı tespit edildi
05 Ağustos 2011 Cuma, 00:20:23
NASA, Mars'ta su mu buldu?

Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi'nin (NASA) Mars'ın yörüngesindeki uzay aracının elde ettiği görüntüler, Kızıl Gezegen'in yüzeyinde mevsimsel su akıntısı olma olasılığını gündeme getirdi.

Mars Reconnaissance Orbiter (MRO-Mars Yörünge Kaşifi) aracının yüksek çözünürlüklü bilimsel görüntüleme kamerası (HiRISE) tarafından yakalanan görüntülerde, Mars'ın güney yarıküresindeki bazı sarp tepelerde tekrarlanarak devam eden bu durum, bilimadamlarına Kızıl Gezegen'de suyun varlığının kanıtı olduğunu düşündürüyor.

NASA'nın web sitesinde yayımladığı açıklama ve görüntülerde, Mars'ın en sıcak aylarında muhtemel bir su akıntısı olduğu görülüyor.

NASA'nın Başkanı Charles Bolden konuyla ilgili yaptığı açıklamada, Mars Keşif Programı'nın, Kızıl Gezegen'in bir biçimde yaşama evsahipliği edip edemeyeceğini anlamalarına yardımcı olmayı sürdürdüğünü belirterek, "Mars ilerde insanlı keşif için önemli bir hedef" dedi.

Gözlemlere göre, Mars'ın bazı yüksek kesimlerinde baharın sonu başlayan ve yaz boyunca süren karanlık, parmak şeklinde ve aşağıya doğru uzayan bir oluşum ortaya çıkıyor, kışın kayboluyor ve ertesi bahar tekrar beliriyor.

Uzay aracındaki HiRISE kamerasının baş gözlemcisi ve bu konudaki makaleyi Science dergisinde kaleme alan Tucson'daki Arizona Üniversitesi'nden Alfred McEwen, "Bu gözlemlere en iyi açıklama, bunun çok tuzlu bir su akıntısı olduğu" diyor.

McEwen Space.com'a yaptığı açıklamada da "Bu bugünün suyu, geçmişin değil" ifadesini kullanarak, bu maddenin Mars'ta olduğu bilinen buz ya da normal sıvı sudan epey farklı olduğunun altını çiziyor.

"Daha çok bir şurup gibi akıyor" diyen bilimadamı, gözlemlerinden bu maddenin ne kadar tuzlu olduğunu anlayamadıklarını sözlerine ekledi.

Kaynak: Anadolu Ajansi

2011/02/04

Kepler’den Yine Yaşanabilir Dünya Benzeri Gezegen Keşfi

NASA’nın yaptığı son açıklamaya göre gezegen keşfinde çok başarılı olan Kepler uydusu, altı gezegenli ve güneşi olan yeni bir gezegen sistemi keşfetti. Bu şimdiye kendi güneş sistemimiz dışında bulunan  tek yıldızın etrafında dönen en büyük gezegen topluluğu.



Kepler bugüne kadar 1235 gezegen keşfetmiş olup bunlardan 68 tanesi Dünya büyüklüğünde, 228 süper Dünya (yaklaşık 2 misli), 662 tanesi Neptün büyüklüğünde, 165 tane Jüpiter ve de 19 tane Jüpiterden daha büyük idi.
Ayrıca Kepler’in bugüne kadar yaptığı keşifler 12 Mayıs – 17 Eylül 2009 arasında yapılan gözlemlerin sonucunun analizi olup, sadece Kepler’in görüş alanına girebilen bir düzeyde gerçekleşmiştir. Kepler’in görüş alanı ise toplam araştıralabilecek hacmin 1/400’üne tekabül etmekte.

Bu kadar kısa zamanda yapılan gezegen keşiflerinin çokluğu bilim adamlarını heyecanlandırıyor.

 
Kaynak: NASA
Resim: NASA/Kepler mission/Wendy Stenzel

2010/11/28

500 Gezegenin Keşfi Sadece Bir Başlangıç

Gökbilimciler güneş sistemi dışında keşfedilen 500 gezegenin sadece bir başlangıç  olduğunu ve devamının geleceğini söylüyorlar.
Bulunan uzaktaki gezegenlerin çoğunluğu Jupiter büyüklüğünde veya daha büyük olmasına rağmen, bulunan dünya benzeri gezegenlerin sayısı da her geçen gün artmakta.

Şu anki dış gezegen sayısı 502 olmakla birlikte, dünyaya en çok benzeyen gezegen 'Gliese 581 g' dünyanın kütlesinden 3 kat büyük. Dünyadan 20.3 ışık yılı mesafedeki bu gezegen yörünge turunu 37 günde tamamlıyor.

Yaklaşık bir ay önce Avustralya New South Wales Üniversitesi Dış Gezegen Bilim gurubundan Chris Tinney yeni bir dünya benzeri gezegen keşfettiklerini açıkladılar.  Bugüne kadar 'Doppler' veya 'radyal hız' tekniği kullanılarak bulunan 400 gezegenin 34'ü bu gurup  tarafından keşfedilmişti. Kullanılan teknik gezege ile etrafında döndüğü yıldız arasında birbirlerine uyguladıkları çekim güçlerindeki değişikliklerin tespiti ile yapılıyor.

Doppler tekniği ile güneş benzeri yıldızların etrafında olabilecek yaşanabilir gezegenlerin görülmesi mümkün değil ama  düşük kütleli, soğuyan yıldızlar etrafında potansiyel olarak yaşanabilir gezegenlerin bulunmasında kullanılabilir. Bunun nedeni ise yıldızın soğurken yaşanabilir bölgenin küçülerek yıldıza yaklaşmasıdır.

Dış gezegen araştırmalarında en çok gelecek vadeden araştırma NASA'nın uzaydan yaptığı Kepler çalışması olup yaklaşık  156 bin sönmekte olan yıldız ile onun etrafında dönen gezegenleri taramakta. Kepler Transit yönteminde yıldızın önünden bir gezegen geçerken ışığında meydana gelen değişikliğin tespiti ile gezegenler bulunuyor.  

Berkeley Üniversi Kepler Araştırma Gurubu üyelerinden Geoffrey Marcy, bu yöntem sayesinde cüce yıldızların etrafında yörüngesini 50 veya daha az günde tamamlayan 120 ile 260 arası dünya büyüklüğünde gezegen bulunabileceğini tahmin ediyor.

Üçüncü yöntem olan 'Microlensing' (Kütleçekimsel mikromercekleme) yöntemi ile de güneş sistemi benzeri ve düşük kütleli gezegenlerin bulunmasının hızlanacağı söyleniyor.  Bu yöntemde uzaktaki yıldızlardan gelen ışığın bükülmesi prensibi doğrultusunda dünyanın 3 katı büyüklükteki gezegenler tespit edilebiliyor.  Tazmanya Üniversitesinden Gökbilimci John Greenhill ve gurubu mikrolensing yöntemi ile 6 gezegen keşfetti ve "Bu tekniğin gezegenleri belirmede diğer tekniklerden daha etkili olduğu kabul edilecektir, bulunan 500 gezegen buzdağının görünen kısmı, sanırım binlerce gezegen bulunacak" diyerek hem kendi tekniğini üstünlüğünü hemde daha çok gezegen keşfedileceğini belirtti.

Kaynak: Cosmos - Heather Catchpole
Çeviri: Uzay.org Uzay Bilimleri Haber Sitesi
Uzay Bilimi Ref# : 2010112801
Resim1: NAS/ESA/G. Bacon

2010/11/20

İlk Defa Başka Bir Galakside Bir Gezegen Keşfedildi

Samanyolunun kenarında, ölmekte olan bir yıldızın etrafında hızla dönen sıcak ve gazlı bir gezegen bulundu. İlk defa galaksimizin dışında böyle bir gezegen keşfi yapıldı.

Jupiter'den biraz daha büyük bu dış gezegenin yörüngesi dünyadan 2000 ışık yılı uzakta.
Bu ikilinin; ölmekte olan yıldız ve etrafında dönen gezegenin, Helmi Stream adı verilen yani Samanyolu tarafından 6 - 9 milyar yıl önce yutulan yıldız gurubunun bir parçası olduğu düşünülüyor.

Max Plank Gökbilim Enstitüsünden Rainer Klement bu keşfin çok heyecan verici olduğunu söylüyor ve ekliyor "Aramızda çok fazla mesafe olduğundan daha önce başka galaksilerden bir gezegen tespit edilememişti. Kozmik birleşme galaksi dışındaki gezegene erişmemizi sağladı".

Gökbilimciler 'HIP 13044 b' adı verilen bu gezegeni yörüngesinde yanında bulunan yıldızın maruz kaldığı çekim gücünün sonucu oluşan titreşimler sayesinde tespit ettiler.
Gezegen etrafında döndüğü yıldıza oldukça yakın bir yörüngede dönüyor ve bu ana yıldız tüm hidrojenini tüketmiş, ölmek üzere olup 'kırmızı dev' diye adlandırılan bir aşamada.

Bu keşif oldukça ilgi çekici, çünkü bizim de güneşimiz yaklaşık 5 milyar sonra bir gün, bu duruma dönüşerek 'kırmızı dev' olacak...

Kaynak: Cosmos
Çeviri: Uzay.org Uzay Bilimleri Haber Sitesi
Uzay Bilimi Ref# : 2010112101
Resim1: AFP/ESO/L. Calçada 

2010/10/23

Ay'da Bolca Gümüş Var

1900'lü yılların başında en çok sevilen şarkıların arasında yer alan 'By the Light of the Silvery Moon' (Gümüş Ay'ın Işığında) sadece şiirsel bir şarkı değil aynı zamanda da kehanetsel bir şarkıymış. Geçen yıl ay'ın yüzeyine araştırma amacı ile çarptırılan NASA aracı ay'ın yüzeyinde gümüş buldu.

Geçen yıl, ekim ayında, NASA ay'ın güney kutbu yakınına bir aracını çarptırmıştı, yakın zamanda yayınlanan araştırma sonuçlarına göre, LCROSS denilen bu operasyonda çarpışma sonrası kalkan toz bulutunun yüzde 5.6 sının su olduğu belirtiliyor. Ayrıca benzeri miktarda suyun ay'ın donmuş yüzey tabakasının altında da olabileceği söyleniyor.  NASA'nın Kaliforniya'daki AMES araştırma merkezinde önde gelen bilimadamlarından Anthony Colaprete çarpışmanın gerçekleştiği bölgede 10 kilometre çapında bir alanda 3.5 milyon metreküp suyun olabileceğini tahmin ediyor.


Çarpışmayı analiz eden diğer uzay aracı toz bulutunda başka kimyasal maddelerde tespit etti. NASA'nın Baş ay araştırmacısı Michael Wargo incelemeyi, içi kirli bulaşık suyu bulunan bir mutfak lavabosunu incelemeye  benzeterek bu karışık maddelerler kümesinde faydalı olabilecek başka maddeler keşfedilebileceğini söyledi.
Büyük sürprizlerden birisi de çarpışmadan birkaç saniye sonrası tespit edilen gümüş oldu. Anthony Colaprete ve çalışma arkadaşları gümüşün hemen yüzeyin altında bir katman olarak bulunduğundan şüpheleniyorlar.

Kızılötesi ışınlarlarla yapılan analizde tespit edilen gümüş miktarının oluşabilmesi için  Apollo astronotlarının ay'dan dünya'ya getirdiği kayalarda ölçülen miktardan çok daha fazla yoğunlaşmış gümüş olması gerekiyor. Dünya'da gümüş su akıntısı gibi jeolojik işlemlerle yoğunlaşıyor, fakat bu durum ay için geçerli değil.
Peki gümüşü yoğunlaştıran nedir? Bir teoriye göre civa ve mağnezyum gaz haline geçebilen elementler (uçucu) ay'ın yüzeyinde serbest bir atom olarak geziniyorlar ta ki LCROSS'un çarptığı "soğuk tuzak" denilen daimi karanlık olan bir kratere çarpıp yapışana kadar.

Gümüş genellikle uçucu olarak bilinmez fakat heyette yer almayan Vaşingtonda Pasifik Kuzeybatı Ulusal Araştırma Labotuvarından  (Pacific Northwest National Laboratory, Richland, Washington) Robert Wegeng havasız ve o ısı koşullarında gümüşün de gaz haline geçebileceğini söylüyor. Telluriyum, indiyum ve selenyum gibi faydalı metallerin de aynı şekilde hareket edebiliceğini belirtiyor.

Teksas Ay ve Gezegen Enstitüsünden Paul Spudis ise kızılötesi ölçüm konusunda biraz temkinli "Yüzey araştırmasına ihtiyacımız var" diyor ve ekliyor "Yayılan ışınlar hakkında kıyamet gününe kadar tartışabiliriz ama ben tam olarak inanmadan önce yerinde ölçüm yapılmasını istiyorum".

Kaynak: New Scientist - Dana Mackenzie (Ref :Science vol.330 p.468)
Çeviri: Uzay.org Uzay Bilimleri Haber Sitesi
Uzay Bilimi Ref# : 2010102301

2010/10/03

Bilimadamları Güneşten Gelen Müziğini Dinliyorlar

Güneş çok gürültürü bir yer, çan sesine benzer çok frekanslı anlaşılır sesler çıkarıyor.

Çoğumuza göre güneş uzayda sessizce dönüp duran bir şey ama Amerikan Ulusal Bilim Vakfı’ndan (NSF) Scott McIntosh güneşin çok gürültürü bir yer olduğunu söyleyip ritmik bir şekilde uğuldadığını ve bas gümleme sesleri çıkardığını belirtiyor.
Güneş nasıl bu sesleri çıkartıyor? Gazlardan oluşan güneşin çekirdeği, hidrojen’i 15 milyon derece sıcaklıkta Helyum’a dönüştüren dev bir nükleer füzyon fabrikası.  Nükleer füzyonun enerjisi bir ısı yayımı yaratarak tüm yüzeyine ulaşıyor.
Isı yayımı üst katmanlara gazların yardımı ile tıpkı bir tencerede suyun kaynaması gibi ulaşıyor. Gazın hareketi sırasında da güneşin yaydığı ışıkta değişimler oluyor.
Bilimadamları SOHO (Solar and Heliospheric Observatory) uzay aracına monte edilmiş dopplergraph denen cihaz ile ışık dalgalarında meydena gelen değişimleri ölçebiliyorlar. Ölçülen ışık değişiklikleri de ses ve ışık dalgaları arasında modelleme yapabilen bir bilgisayar vasıtası ile ses dalgalarına dönüştürülüyor.
Oluşan ses dalgalarının insan kulağının duyabileceği ses frekansından çok daha düşük olduğundan duyulabilir olması için hızlandırılıyorlar. Sonuç olarak her türlü ses frekansaları içeren güneş ses dalgaları oluşturuluyor.
Güneşin müziği ancak bu şekilde oluşturalarak dinlenebiliyor çünkü dünya ile güneş arasında bulunan 150 milyon kilometrelik uzay boşluğunda hava olmadığından ses dalgalarının dünyamızdan direk olarak dinlenmesi mümkün değil.
Bilimadamı McIntosh çok frekanslı güneş şarkılarını katedral çan sesleri ile karşılaştırıyor, tıpkı çanlar sürekli aynı anda çalarken bazı çan seslerinin diğerlerini perdelemesi gibi güneşten gelen bazı ritmik bas gümlemelerinin frekanları üst üste gelince arka planda sürekli gelen vınlamaları örtüyor.
Bu oldukça yeni keşifle, güneş dalgalarını anlamak ilk defa bilimadamlarına güneşin iç yapısı görme imkanını veriyor.  Dünyamızda sismografların yardımı ile depremlerin enerji dalgalarının ölçülerek bilgi edinilmesi gibi dopplergraph ile güneşin yaydığı dalgalar ölçülüyor.
Dopplergraph ölçümleri ile bilimadamları güneşin yüzeyindeki ve çekirdeğindeki gazların hareketi, kimyasal yapısı ve sıcaklığı konusunda sonuca varıyorlar.

Kaynak: Lily Whiteman, National Science Foundation (nsf.gov)
Çeviri: Uzay.org Uzay Bilimleri Haber Sitesi

2010/06/30

Mars'a Gidecekler Sıralamasında Türkiye Altıncı Durumda

Sitemizde ve diğer sitelerde haber olmasından sonra Türkiye 18. sıradan 6. sıraya yükseldi. Amerika'yı sollamak ayıp olacağına göre hedef ikincilik. Aşağıdaki adresi arkadaşlarına dağıt, onların da ismi Mars'a gidecek uzay aracında kayıtlı olsun.

http://marsparticipate.jpl.nasa.gov/msl/participate/sendyourname/worldmap/

30 Haziran 2010 Dünya çapında ismini kaydedenlerin sayısı: 768871.
Country Number of
Names Submitted
UNITED STATES298670
UNITED KINGDOM50774
BRAZIL41214
INDIA33997
CANADA27786
TURKEY25434
AUSTRALIA22367

http://marsparticipate.jpl.nasa.gov/msl/participate/sendyourname/worldmap/

Mars’ta Bir Zamanlar Bol Miktarda Su Varmış.

Yeni bulgular Mars’ta bir zamanlar bol miktarda suyun oldugunu gosteriyor.

Mars’ın kuzeyinde bulunan mineraller eskiden tüm Mars’da su bulunduğu gösteriyor.
Güney ve kuzey Mars’ın pek çok yönden birbirinden farklı olması paylaştıkları geçmiş konusunda yeni sorular doğuruyor.

Son yıllarda, Avrupa Uzay Kuruluşu’nun Mars Ekspres Uydusu ve NASA’nın Mars Keşif Uydusunun Mars’ın güney tepelerinde,  yüzeyde veya yüzeye çok yakın 4 milyar yıllık taşların bulunduğu yerlerde bulduğu kil mineraller pek çok bölgede sulak bir yapının olduğunu işaret ediyor.   Eski yüzey tabakasının derinlere gömülmesine sebep olan genç volkanik aktivitelerin olduğu kuzey bölgesinde ise bu haftaya kadar bu tür minerallere rastlanıldığı rapor edilmemişti .
Fransız ve Amerikan bilim adamları bu haftaki Science güncesinde kuzey bölgesinde de bazı geniş kıraterlerde çok eskiden su olduğunu gösteren benzeri minerallere rastlandığını rapor ettiler.
Raporun başyazarı Paris Üniversitesi’nden John Carter  “Yaklaşık 4 milyar yıl önce gezegenin tümünün su tarafından şekillendirildiğini söyleyebiliriz” dedi.
Daha sonraki devirlerde de Mars’ta kısa süreli sulu veya daha tuzlu yada asidik sulu dönemlerin olduğunun kanıtları var.


Araştırmacılar CRISM izge ölçeri ile kuzey bölgesinde 91 adet kırateri taradılar. En az dokuzunda kil ve sulu bölgelerde oluşabilecek phyllosilicate ve hydrated silicate türü kil benzeri mineraller tespit ettiler.
Daha önce OMEGA izge ölçeri ile yapılan gözlemlerde kuzey bölgesinde bir kaç kıraterde phyllosilicate tespit edilmişti fakat mineral yatakları çok küçüktü  ve OMEGA ölçüm cihazının CRISM cihazı gibi odaklanma kapasitesi yoktu.


“Bulunanları onaylamamız için daha çok boyutsal çözünürlüğe ihtiyacımız vardı” diyen Carter  “iki ölçüm cihazının da farklı özellikleri var, ikisini de kullanabilmek büyük bir avantaj” diye ekledi.


CRISM baş araştırmacısı Johns Hopkins Üniversitesinden Scott Murchie gezegende suyun varolması konusundaki son bulguların gezegenin geçmişini aydınlatmaya yardımcı olacak önemli bir adım olduğunu söyledi.



Gezegenin kuzey yarımküresinin güneye göre  daha düz olması konusunda yaygınca inanılan bir teori mevcut.  Bu teoriye göre kuzey yarım küreye dev bir nesne eğik açı çarparak gezegenin yarısını güneş sisteminin en büyük kıraterine dönüştürüyor. Yeni bulgular da gösteriyor ki, su ile ilgili minerallerin oluşması ve dahası da hayat için en elverişli sulak dönemin en azından bir bölümü, muazzam çarpışma ile yer kabuğunun yeni çökeltilerle şekillenmesi arasında bir döneme denk geliyor.
Murchie “büyük çarpışma yerkabuğunun  hakkında delilleri yok etmiş  görünüyor, özellikle de çarpışmanın gerçekleştiği kuzey kısmında”  diyor ve ekliyor “suyun bulunduğu zamanlar henüz sona ermeden önce olmuş olmalı.”
Raporun diğer yazarları Francois Poulet ve OMEGA araştırmacısı Jean-Pierre Bibring, her ikisi de Paris Üniversitesinde görev yapmaktalar.

Kaynak: Sciencedaily.com
Çeviri: Uzay.org Uzay Bilimleri Haber Sitesi

2009/12/17

Suudi Arabistan ile NASA Ay ve Asteroid Araştırmaları Konusunda İşbirliği Anlaşması Yaptı

15 Aralık 2009 tarihinde NASA resmi sitesinde yayınlanan habere göre, NASA ile Suudi Arabistan Kırallığı Kıral Abdülaziz Bilim ve Teknoloji (KACST) Kurumu, Ay ve Asteroid araştırmaları konusunda işbirliği yapma icin anlaştı. Anlaşmaya göre Suudi Ay ve Yakın Gökcisimleri Bilim Merkezi, NASA'nın Kalifoniya'da bulunan NASA Ay Bilim Enstitüsü'ne bağlı bir kurum olarak kabul edilecek.

KACST Başkan Yardımcısı H.H. Dr. Türki Bin Saud Bin Muhammed Al-Saud, bu işbriliği geçen yıl Amerika ile Suudi Arabistan arasında yapılan anlaşmanın kapsamı dahilinde olduğunu, Ay bilimi ve son zamanlarda da yakın gökcisimlerine olan ilginin uluslarası boyutta artması Suudi Ay ve Yakın Gök Cisimleri Bilim Merkezinin kurulmasına neden olarak Suudi Arabistan Ay bilimi ve yeni çalışmalarda odak noktası haline geldiğini söyledi. Ayrıca, NASA ile işbirliğinin genişletilmesinin istediklerini ve bunun iki ülkenin de yararına olacağını ekledi.

NASA Ames Enstitüsü direktörü Greg Schmidt, NASA'nın Ay Bilimleri Enstitüsünün ileri teknoloji ay bilimlerinde ve yeni nesil bilm adamlarını ile kaşifleri eğitmede önder olduğunu  söyledi. Uluslararası ortaklıklarda bu amaçlara ulaşmanın kritik önem taşıdığını ve Suudi meslektaşlarının NASA Ay Bilimleri Enstitüsü'ne getirecekleri önemli bilim, eğitim ve öğretimden heyecan duyduklarını belirtti.

Amerika'nın Suudi Arabistan büyükelçisi James Smith ise bunun, gelişmekte olan, çok yönlü bilim ve teknoloji işbirliğinde önemli bir gelişme olduğunu söyleyerek Başkan Obama'nın 4 Haziran'da İslam dünyasına yönelik yaptığı konuşmasındaki hedeflerden olan ve Kıral Abdullah'ın görüşlerine uyumlu olduğuna inandıkları, bilim ve teknoloji konusunda işbirliğinin artmasını gerçekleştireceğini ekledi.

Suudi Bilim Merkezinin teklifinin getireceği teknik ve mühendislik uzmanlığının, ay bilimleri konusundaki çok çeşitli hedefleri ileri götüreceğini ve ayrıca bilimsel ve kültürel taşıyan ay araştırmalarındaki özel alanlara, radar ve kızıl ötesi resimleme, lazer taraması ve resimlemesi ve topografik çalışmaların dahil olduğu belirtti. Bilim merkezinin yakın gök cisimleri bilimi konusundaki araştırmalarının NASA'nın önem verdiği alanlara önemli bir katkı olanağı sunuyor.

KACST Ulusal Uydu Teknolojileri programı müdür vekili Drç Haithem Altwaijry, KACST'nin birincil görevinin tüm ay ve yakın gökcisimleri ile ilgili araştırmalarını Suudi Kırallığı'ndan yönetilmesi olduğunu söyledi. Bunun araştırmacılara yanı sıra öğrencilere de bilimsel araştırmalar konusunda verimli bir zemin oluşturacağını ekledi.


Vaşington'daki merkez büro görev yapan dış ilişkiler yönetici yardımcısı Michael O'Brien, dünyanın her bölgesinden küçük veya büyük her türlü kuruluşlarla yapılacak uluslararası işbirliğinin karşılıklı fayda sağlayacağını söyleyerek Suudi yetkililerle devam eden görüşmelerimiz ilerde başka alanlarda da bilimsel işbirliği yapılmasını sağlayabilecektir dedi.


Kaynak: NASA
Çeviri: Uzay.org Uzay Bilimleri Haber Sitesi

2009/11/11

Göktaşı Yakınımızdan Geçti

Dünya'yı geçen cuma küçük bir göktaşının yalnızca 14 bin kilometre mesafeden sıyırıp geçtiği ve astronomların bunu yalnızca 15 saat önce farkettikleri ortaya çıktı.


Astronomlar, ''2009 VA'' adı verilen 7 metre uzunluğundaki göktaşının (asteroid) geçen cuma günü TSİ 23.30 sularında yalnızca 2 Dünya yarıçapı mesafeden geçtiğini söylediler.
Bunun Dünya'ya çarpmadan 3. en yakından geçen asteroid olduğu bildirildi. Geçen cuma günü erken saatlerde göktaşını keşfeden ABD'deki Catalina Gökyüzü Gözlem Merkezi, durumu bildirdikten sonra Massachussetts eyaletindeki NASA'nın Jet Motorları Laboratuvarı'na bağlı Cambridge Yakın Dünya Gökcismi Program Ofisi derhal göktaşının ''kimliğini'' belirledi.
Gökcismi için bir yörünge tarifi yapan astronomlar, göktaşının Dünya'ya çarpmayacağını hesapladılar. 9 Ekim 2008'de Dünya'dan yalnızca 6 bin kilometre uzaktan 1 metre uzunluğuda ve 31 Mart 2004'te de 6 bin 500 kilometre uzaktan 7 metre uzunluğunda birer göktaşı geçmişti. Yılda 2 kez bu boyutlarda bir göktaşı Dünya'nın bu denli yakınından geçiyor ve her 5 yılda bir bu büyüklükte bir göktaşı Dünya'ya çarpıyor.
Astronomlar, ''2009 VA'' adı verilen göktaşının, Dünya'nın atmosferine girdiğinde tamamıyla yanarak gökyüzünde bir ateş topuna dönüşeceğini ve çarptığında büyük bir hasar oluşturmayacağını düşünüyorlar.

Kaynak: Cumhuriyet Gazetesi

2009/11/01

Mars'a gitmek isteyenler...

NASA 2011 yılında Mars'a göndereceği yeni rover aracının mikroçipinde Dünya'dan gönüllüler için bir yer ayırdı.
Eğer sizde adınız, soyadınız ve ülkenizin yeni rover aracında kayıtlı olmasını istiyorsanız hemen aşağıdaki bağlantıya basınız ve adınızı, soyadınızı yazıp ülkenizi seçiniz.
http://marsprogram.jpl.nasa.gov/msl/participate/sendyourname/

Türkiye katılımcı sayısı ile şu anda 18. durumda, İran, Brezilya, Norveç gibi ülkelerin gerisinde. Haydi hep beraber Türkiye'yi birinci yapalım. Sadece ad, soyad, ülke girmeniz yeterli. Yukarıdaki adresi veya uzay.org adresini arkadaşlarınıza gönderin, Mars'ı istila edelim.
Uzay.org Uzay Bilimleri Haber Sitesi

2009/10/22

Ay Çarpışmasından Beklenen Sonuç Alınamadı

Planlanan çarpışmanın 9 Ekim'de gerçekleşmesinden sonuc ortaya çıkan toz bulutu tahmin edilenin çok altında oldu.

Çarpışma etkisi ile yükselen toz bulutu gözlem aracından bile güçlükle tespit edilirken, sabit teleskoplardan görülmesi imkansız oldu.

Cabeus isimli ay çukuruna düşen roket gövdesini takip eden LCROSS da çukura doğru yaklaşırken gönderdiği fotoğraflarda karanlıktanbaşka bir şey yoktu. Roket gövdesini takip eden LCROSS'unda yeni açılan çukura çarpması dört dakika sonra gerçekleşti. Çarpışma sonrası 28 metre çapında bir çukur oluştu.

Beklenenin altında oluşmasına rağmen oluşan toz bulutu, gözlem aracının görünen ışık ve ultraviole spektometresi ile toplanan verileri araştırmacılar inceliyor. Şu ana kadar bariz bir su verisine rastlanmadı ama civa ve demir olabileceği söçyleniyor.

Uzay.org Uzay Bilimleri Haber Sitesi
Yazan Ron Cowen
Çeviri Uzay.org

2009/10/09

Amerikan Uzay Aracı Ay'a Çarpmak Üzere Yol Alıyor

İki tonluk roket gövdesi Ay'ın güney kutbundaki bir kratere çarpmak üzere yol alıyor. Çarpışma sonucu ortaya çıkacak gaz ve toz bulutlarını inceleyip kraterlerin içinde buz olup olmadığı araştıracak olan kısmıda peşinde.

Yakın zaman önce Hindistan'lı bilim adamlarının Hindistan uydusu gözlemlerine dayanarak Ay'da sanılandan daha fazla su olduğunu açıklamıştı. NASA, Ay'ın güney kutbundaki karanlık kraterlerinin ve çukurlarında su olup olmadığını anlamak üzere önce LCROSS uzay aracının ayrılmış gövdesini Ay'a çarptıracak ve daha sonra da ölçümleri yapıp veri toplayan kısmıda görevini tamamlayıp Ay'a çarpacak.

Bu tür bir araştırma ilk defa yapılıyor, ayın yüzeyinde böyle büyük çaplı delikler açıp da yüzey bileşenleri ile ilgili bilgi toplamak daha önce mümkün değildi.

Bilimadamları daha önceleri ay toprağında defalarca tespit edilen hidrojenin ya bir buzlu kuyruklu yıldız çarpmasının kalıntıları yada güneş fırtınları sonucu biriken parçacıklar olduğunu düşünüyorlar. Sebebi ne olursa olsun, AY'ın güneş görmeyen güney kutbunda bir birikim olduğunu kabul ediyorlar.

Çarpışma sonucu ortaya çıkan gaz ve bulutlarda su tespit edilirse büyük bir buluş olacaktır çünkü gelecekti insanlı Ay keşiflerinde ve kurulabilecek Ay üssünde suyun çok büyük bir önemi var.

Patlamada açığa çıkacak enerji yaklaşık olarak 1,5 ton TNT'nin patlamasına denk, yaratacağı çukurun da 20 metre genişliğinde ve 4 metre derinliğinde olacağı tahmin ediliyor.

Uzay Haberleri
uzay.org

2009/10/05

Mesincır Uzay Aracından Yeni Merkür Fotoğrafları

NASA ilk defa Merkür'ün bu kadar detaylı fotoğraflarını elde etti.


Mesincır (Messenger) uzay aracı Merkür'ün yüzeyine 228 kilometre yaklaşarak şimdiye kadar çekilmiş en detaylı yüzey fotoğrafları bilim adamlarına sundu.

Uzay aracı 29 Eylül uçusunda üçüncü ve son geçişini yaparak, Mart  2011'de bir yıllığına hakkında en az şey bilinen gezegen Merkür'ün yörüngesine oturmak için ihtiyaç duyduğu çekim gücüne de erişmiş oldu.

Son geçişteki elde edilen fotoğraflar gezegenin daha önce hiç detaylı görülmemiş bir bölümünün yaklaşık olarak yüzde 5'ini oluşturuyor. İlk fotoğraflar 30 Eylül'de yayınlandı ve daha yeni fotoğrafların yayınlanması bekleniyor.


Mesincır'ın tüm bu güzel gelişmelerin yanında Merkür'ün 800 kilometre uzağından geçerken kendi kendine uyku durumuna geçerek tüm gözlem fonksiyonlarını kapatması ve yaklaşık olarak 7 saat bağlantının kopması hiç beklenmedik bir sorun olarak ortaya çıktı. Hatta bu sorunlara ek olarak aracın Merkür gezegeninin kimyasal yapısını kaydetmesi için tasarlanmış en hassas gözlemleme cihazları olan gamma ışınları ve nötron spektometresi de
bozuldu. 



Carnegie Bilim Kurumundan Mesincır araştırmacısı Sean Solomon bunlara ek olarak Merkür'ün ince atmosferi hakkında bilgi toplamak için yapılacak olan infrared ve gözle görülebilir ışıkta kayıdında gerçekleşmediğini ekleyerek 'Bu gözlemleri yapamadığımız için hayal kırıklığına uğradık ama aracımız hala esas görevi olan Mart 2011 de yörüngeye oturmayı başarı ile gerçekleştirecek' dedi.

Uzay.org Uzay Bilimleri Haber Sitesi
Yazan Ron Cowen
Çeviri Uzay.org
Resimler: NASA, Johns Hopkins University Applied Physics Laboratory, Carnegie Institution for Science

2009/09/28

İlk Türk yapımı İTÜpSAT1 uydusu fırlatıldı

İstanbul- Türkiye saatiyle 09.19'da Hindistan Uzay Araştırmaları Kurumu (ISRO) tarafından PSLV C-14 roketi ile yerden 720 kilometre yüksekteki yörüngesine yerleştirilmek üzere fırlatılan küp şeklindeki uydu, uzaydaki yörüngesine yerleşti.
Hindistan Uzay Araştırmaları Kurumu (ISRO) tarafından Sriharikota kentinden PSLV C-14 roketi ile uzaya fırlatılan ''İTÜpSAT1'', yine Türkiye saati ile 09.41'de yerden 720 kilometre yüksekteki yörüngesine ulaştı.
Küp şeklindeki uydu, yörüngesinde saniyede yaklaşık 7,5 kilometre yol alarak dünyayı yaklaşık 90 dakikada bir dönecek ve dünyanın kıtasal ölçüde fotoğraflarını çekecek.
Türkiye uydusuna ek olarak Hindistan tarafından üretilen Oceansat-2 uydusu yanında 4 Alman ve 1 İsviçre uydusunu da yörüngeye götüren PSLV C-14 roketinin fırlatılışı, İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi laboratuvarından da canlı olarak izlendi.
 İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi Uzay Mühendisliği Bölümü tarafından Türkiye'de üretilen ilk uydu olan ve bugün Hindistan'dan uzaya fırlatılan ''İTÜpSAT1''in, 6 ay yörüngede kalması planlanıyor.
Fakülte bünyesinde oluşturulan laboratuvarda canlı olarak uydunun fırlatılışını ve yörüngesine yerleştirilmesini izleyen İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Fevzi Ünal, ''İTÜpSAT1''in geniş bir proje ekibinin bir kaç yıllık çalışmasının ürünü olduğunu belirtti.
Çok heyecanlı olduklarını dile getiren Prof. Dr. Ünal, Türkiye'de üretilen ilk uydu olan ''İTÜpSAT1''in Türkiye saatiyle 09.21'de gönderildiğini, 20 dakika sonra da dünyadan 750 kilometre uzaklıktaki kutupsal yörüngede yerini aldığını aktardı.
Çalışmalara TÜBİTAK'ın da destek olduğunu aktaran Prof. Dr. Ünal, uydunun yapımının 150 bin dolar, fırlatmasının 60 bin avro ve roket fırlatma ile uydu altyapısının 1 milyon Avro'ya mal olduğunu dile getirdi.
Prof. Dr. Ünal, kenarları 10'ar santimetre uzunlukta olan ve 1 kilogram ağırlığa sahip uydunun içinde bir kamera bulunduğunu ve bu sayede kıtasal ölçekte fotoğraf çekilebileceğini söyledi.
Uydunun dünyanın etrafında birçok kez döneceğini ve Türkiye üzerinden geçtiği saat dilimlerinde irtibata geçebileceklerini ifade eden Prof. Dr. Ünal, uydunun yörüngede 6 ay kalmasını beklediklerini, ancak daha uzun da kalabileceğini ifade etti.
Prof. Dr. Ünal, uyduyla her gün 3-4 kez ilişkiye geçmeyi planladıklarını, uyduyu kuzey-güney kutupsal yörüngede izleyeceklerini anlattı.
Prof. Dr. Ünal, İTÜ olarak nanoteknoloji alanında da çalışmalarının devam ettiğini bildirdi.

Uzay.org 
Kaynak: Cumhuriyet Gazatesi (AA)

2009/09/24

Ay'da Su Bulundu

Hindistan'ın uydusu Chandrayaan'ın da katkısı ile Ay toprağında ince bir su katmanı bulunduğu tespit edildi.

Bilimadamları su miktarının çok az olduğunu ama Ay'da yaşamak isteyen astronotlar için iyi bir kaynak olabileceğini söylüyorlar. Amerikalı Ay araştırmacısı Larry Taylor, bir metreküp Ay toprağından bir  litre su elde edilebileceğini belirtiyor.

Apollo uçuşlarında getirilem taş ve toprak örneklerinde nem tespit edilmişti ama bilimadamları hiçbir zaman nemin Ay'dan geldiği konusunda tam emin olamamışlardı ve sonuç olarak her zaman Ay'ın çok kuru bir yüzeyi olduğuna hemfikir olmuşlardı.

Hindistan'ın Başarısı

Hindistan'ın ilk Ay keşif uydusu olan Chandrayaan-1 yeni ölçüm cihazları ile Ay'da gerçek olarak suyun olduğunu tespit etti. Ay'ı gözlemleyen diğer uydular US Deep Impact ve US-European Cassini da bunu doğruladı. Aslında bu uydular Hindistan'ın uydusundan çok önce verileri toplamışlardı ama hiçbir zaman topladıkları verilerin önemini anlayamadılar.





Yazan Jonathan Amos
Çeviri Uzay.org
BBC’den alıntıdır

2009/09/19

Dünya Benzeri Kayalık Bir Gezegen Keşfedildi

Kaya Gezegeni
Güneş sistemimizin dışında yeryüzü benzeri bir yapıya sahip bir gezegene olduğuna dair ilk önemli kanıt bulundu.

Kütle ve çap ölçümü yapılması ile güneş sistemi dışında bulunan COROT-7b gezegeni için ilk gerçek kanıt sağlanmış oldu.
İnsanın evi gibisi yoktur ama yakın zamanda güneş sistemi dışında keşfedilen bir gezegen inanılmaz derece aşina olduğumuz özelliklere sahip. Gökbilimcilerin açıklamasına göre yeni yapılan ölçümler bulunan kayalık gezegenin yapısı ile Dünya’nın yapısı arasındaki benzerlik ile ilgili güçlü kanıtlar sağlıyor.
Bu gezegen Dünyamızdan yaklaşık olarak 500 ışık yılı uzaklıkta, yörüngesi etrafında döndüğü yıldıza oldukça yakın ve o yöne bakan tarafı (güneşli tarafı) yaşama elvermeyecek kadar sıcak, 2000 derece civarı. Şubat ayında keşfedildiğinde COROT-7b olarak adlandırılan bu gezegen bazı ölçümlerin yapılmasından sonra Cenevre gözlemevinden Didier Queloz ve ekibi tarafından yapısının aynı Dünya’nın ki gibi demir bir çekirdek üzerinde silikat bir kabuktan oluştuğu rapor edildi.
MIT’den Sara Seager ise bu gezegenin güneş sistemi dışında bulunan ilk gerçek kayalık bir dünya olduğunu belirterek ‘Bu çok uzun zamandır beklediğimiz bir andı’ diyerek devamının da geleceğini söylemiştir. Bu yeni keşif ve diğer bilinen bir düzine Dünya’nın ağırsiklet versiyonu gezegenler gökbilimcilere bu tür gezegenlerin nasıl oluştuğu ve ne sıklıkta bulunduğunu anlamalarına yardımcı olabilir. Gezegen avcıları dünya benzeri gezegenleri yaşama imkan verecek yörüngelerde bulmayı hayal ederken, bilim adamları ise üzerinde yaşama imkan verecek koşullar olmasa bile dünya benzeri gezegenler bulmaktan çok memnunlar.


Şubat ayında Queloz’un ekibi bilinen en küçük dış gezegenin bulunduğunu duyurmuş ve çapının Dünya’nınkinin 1,8 katı olduğunu belirtmişti. Bilimadamlarının bulunan bu yeni gezegenin çapını hesaplamaları çok zor olmamıştı; etrafında döndüğü yıldız Dünya’dan görüldüğü için önünden geçerken yıldızın ışığının bir kısmını perdeliyor. Bu geçişler COROT uydusu tarafından kaydedilmişti. Fakat o zaman bilim adamları gezegenin kütlesinin Dünya’nınkinden 5 ile 11 kat arası daha fazla olduğunu kabaca hesaplamışlardı. Daha sonra ise ana yıldızın küçük gezegen üzerindeki çekim gücünü Şili’de La Silla bulunan HARPS spektografı ile hesapladılar. Ekibin en son hesaplamalarına göre gezegenin kütlesi Dünya’nınkinin 5 katı. Bu yeni ölçümden sonra gezegenin çapının da hesaba katılması ile ortalama yoğunluğun santimetreküp başına 5.6 gram olduğunu ortaya çıkardı ki bu da nerdeyse Dünya’nın ki ile aynı. Washington Carnegie Bilim Kurumunda Alan Boss bunun gezegenin kayalık olduğu anlamına geldiğini söylemiş ve bu buluşun çok önemli olduğunu belirtmiştir. Yıldızın ışığının zayıf ve değişken olduğu için gökbilimciler yıldız ışığından faydalanarak gezegenin atmosferi veya yüzeyi hakkında bir bilgiye sahip olamıyorlar fakat öteki parlak ve sabit ışığa sahip sistemlerde ‘Süper Dünya’ denilen bu gezegenler hakkında daha detaylı çalışmalar yapmak mümkün.



Yakın zamanda fırlatılan Kepler uydusu COROT’a katılarak küçük gezegen bulma konusunda daha etkili olacaklar. Seagar bu tür gezegenleri bol miktarda bulmamız an meselesi diyor.

Uzay.org Uzay Bilimleri Haber Sitesi

Yazan Ron Cowen
Çeviri Uzay.org
Sciencenews.org’dan alıntıdır

2009/09/13

Tunguska Patlamasının Suçlusu Bir Kuyruklu Yıldız mı?

Tunguska Patlamasının Suçlusu Bir Kuyruklu Yıldız mı?
Tunguska olayı sonrası Londra üzerinde görülen bulutlar aynı günümüzde görülen uzay mekiğinin çıkardığı gazlara benzemektedir.

Uzay mekiği kalkışından sonra ortaya çıkan bulutların gece parlaması, Güney Sibirya’da 100 yıl önce meydana gelen esrarengiz patlama; Tunguska olayına neyin sebep olduğu konusunda ip ucu veriyor; geçtiğimiz yıllarda çoğu uzay mekiği kalkışından sonra kutup bölgelerinde anormal yükseklikte ortaya ince bulutlar çıkmıştı. Cornell Üniversitesi atmosfer fizikçilerinden Michael C. Kelley, bu gece parlayan bulutlar genellikle yaz aylarında, 85 kilometre yükseklikte atmosferin termosfer isimli katmanında ortaya çıktığını söylemektedir. Kelley ve meslektaşları 28 Temmuz tarihli Jeofizik Araştırmaları Mektuplarında bu yüksekte yeralan bulutlardan toplanmış verilerden ve de uzay mekiğinin egzost gazlarının kutuplara sürüklenme hızından yola çıkarak, 1908 yılında gerçekleşen Tunguska patlamasının Dünya’nın atmosferine çarpan bir kuyruklu yıldızın yol açmış olabileceğini öne sürüyorlar.

Her uzay mekiği kalkışında yakıt olarak kullanılan sıvı hidrojen ve sıvı oksijenin yanması ile yaklaşık olarak 300 ton su buharı atmosferin 100 ile 115 kilometre yüksekliğindeki katmanına pompalanmış oluyor. Columbia uzay mekiğinin 16 Ocak 2003 tarihinde kalkışından sonra yaz mevsiminde olan Güney yarımküre’de Antarktika üzerinde gece parlayan bulutlar görülmüştü. Aynı şekilde, Endeavour uzay mekiğinin 8 Ağustos 2007 tarihli kalkışından iki gün sonra da Alaska üzerinde parlayan bulutlar gözlemlenmişti. Daha önceki çalışmalarda gösteriyor ki bu bulutların yapısında uzay mekiğinin yanmış gazları bulunmuştur.
Kelley, ‘geleneksel bilim, normalde bu bulutların o kadar çabuk kutuplara ulaşamayacağını söyler ama ulaşıyorlar’ diyor. Yüksekte esen rüzgarlar bulutları hızla kutuplara taşıyor olmalı.

Washington Denizcilik Araştırma Laboratuarı’nda bir araştırmacı olan Michael S. Stevens de aynı görüşü paylaşıyor ve deneylerin o yükseklikte rüzgarların çok güçlü olduğunu ve günümüzde çok iyi anlaşımadıklarını belirtiyor.
Bilim adamları uzay mekiği gazlarının hareketleri ile ilgili verilere dayanarak, Tunguska patlamasının hemen sonrasında Avrupa üzerinde görülen alışılmadık derece parlak olan, gece parlayan bulutlardan Tunguska olayından kaynaklandığını ileri sürüyorlar. Bulutların oluşumunun da bir kuyruklu yıldızın patlamaya yol açtığı izlenimini yaratıyor.

Kelley, bugüne kadar görülen en kalın ve en parlağının, gece yarısı gazete okuyacak kadar ışıldayan bulutun Avrupa’da 1 Temmuz 1908’de görüldüğünü belirtmektedir. Ayrıca Kelley ve arkadaşları bu olaydan 22 saat önce Tunguska patlamasının tesadüf olamayacağını iddia etmektedirler. Bu bilim adamı gurubunun öne sürdüğü modelde patlamanın meydana geldiği bölgeden 5000 kilometre uzaklıkta bulunan Londra’ya bulutların gelmesi bir günden az sürmüştür.

Bilimadamları o tarihte meydana gelen gece parlayan bulutların meteor tozundan oluştuğunu öne sürmektedirler. Ama bu tür aerosollar güneş ışığını etkin bir şekilde yansıtamayacak kadar küçük olurlar. Kelley buna karşı Avrupa üzerinde görülen bulutların buz kristallerinden oluşmuş olabileceği savunmaktadır. Bu varsayım ile birlikte, uzay mekiği gazları hareketinin analizine dayanarak Sibirya üzerinde parçalanıp atmosfere dağılan kuyruklu yıldızın yapısının kuru değil bol nemli olduğunu şiddetle savunmaktadır.

Steven da Kelley’nin teorisini çok ilginç bulduğunu ve dikkate alınması gerektiğini söyleyerek, su içeren yapının Avrupa üzerine gelip buluta dönüşmesindense bulutların Sibirya üzerinde oluşup parlayan bulut olarak batıya gelmiş olabileceğini ekliyor.

Uzay.org Uzay Bilimleri Haber Sitesi

Yazan Sid Perkins
Çeviri Uzay.org
Sciencenews.org’dan alıntıdır

2009/09/09

İnsanoğlu Mars'a Nasıl Gidecek; Dönüşü Olmayan Yolculuk

Günümüz teknolojisi ile Mars'a gitmek mümkün, tabi eğer geri dönüş olmayacağını peşinen kabul ederseniz.

Şu anda Mars'a insan göndermekteki sorun, yolculuğun zorluğu, yön tayini ya da uzay aracı iniş-kalkışı olmayıp, Mars'ın atmosferinin olmaması sebebi ile güneş'ten gelen enerji yüklü parçacıkların insan DNA'sında yol açacağı tahribattır. Mars yolculuğu başarı ile tamamlansa bile döndükten kısa süre sonra astronotların radyasyon zehirlenmesinden ölmeleri çok güçlü bir ihtimal. Bu tür radyasyona karşı ekibi koruyacak bir zırhın günümüz teknolojisi ve malzemeleri ile yapılması halinde yaklaşık olarak 400 ton gibi bir ağırlığa sahip olacağından pek mantıklı bir çözüm olarak görünmüyor.

Bu konuda düşünenler bu tür yolculuğun tek yönlü bir yolculuk olmasını daha anlamlı görüyorlar. Ayrıca günümüz robotlarının zaten insanların yapabileceği bilimsel çalışmaları yapabilecek yeterliliğe sahip olduğunu fakat yine de gönüllü ve yaşı ilerlemiş bilim adamlarını ömürlerinin kalan kısmını kızıl gezegende deneyler yaparak ve kendi mezarlarını kazarak geçirebileceklerini düşünüyorlar.

Tek yönlü yolculuk fikri aslında pek yeni sayılmaz, bilim camiasında 10 yıl önce de konuşuluyordu. Bu tür bir yolculuğa hiç çekinmeden gidebileceğini söyleyen sayısız bilim adamı mevcut. İş ciddileşince kaçı vazgeçer bilinmez ama mutlaka bol miktarda gitmek isteyen bulunacaktır.

Dönüş biletli Mars yolcuğu gerçekleşebilir, fakat bu daha hızlı roketlerle değil radyasyon zehirlenmesini karşı geliştirebilecek ilaçlarla olacaktır.

Uzay.org Uzay Bilimleri Haber Sitesi
Yazı Scientific American'dan alıntıdır
Resim NASA'nın bir tasviri.

2009/09/01

Mars'a İsim Gönderenlerin Ülkelere Göre Sıralaması

Mars'a İsim Gönderenlerin Ülkelere Göre Sıralaması
Country Number of
Names Submitted
UNITED STATES185620
BRAZIL35104
UNITED KINGDOM32515
CANADA20673
INDIA17321
AUSTRALIA16240
THAILAND12500
IRAN, ISLAMIC REPUBLIC OF12129
NORWAY11248
RUSSIAN FEDERATION10784
POLAND9795
GERMANY9062
ITALY8285
NETHERLANDS7005
SPAIN6790
CROATIA6639
FRANCE5245
FINLAND4066
MEXICO4035
MACEDONIA, THE FORMER YUGOSLAV REPUBLIC OF3840
UKRAINE3673
KOREA, REPUBLIC OF3656
CHINA3465
CZECH REPUBLIC3310
TURKEY3211
CHILE2760
BULGARIA2532